Avrupa Birliği’ne vize ihtarı
Avrupa Birliği’ne vize ihtarı | Oya ARMUTÇU Hürriyet Gazetesi Köşe Yazısı
YEDAŞ davasıyla Türk şirketlerine ilk kez Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda hak arama kapısını açan Dr. Yavuz Selim Sarıibrahimoğlu, 22 Mayıs’ta bu kez doğrudan Avrupa Komisyonu’nu ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen’i hedef alan iki kritik başvuru yaptı.
Birincisi, Leyen’e gönderilen resmi hukuki ihtar.
İkincisi, AB’nin yolsuzluk ve usulsüzlüklerle mücadele kurumu OLAF’a yapılan başvuru.
Üstelik dosyada yalnız diplomatik tartışmalar yok. “Görevi kötüye kullanma”, “Yetkinin amaç dışı kullanılması”, “Hareketsizlik”, “Kötü yönetim” ve “Avrupa Birliği’nin mali sorumluluğu” dahil çok ağır hukuk iddiaları var.
AB HUKUKU AÇIKÇA İHLAL EDİLİYOR
Sarıibrahimoğlu’nun başvurusunda, Türkiye–AB Gümrük Birliği rejimi ile Türk vatandaşlarına uygulanan mevcut Schengen vize sisteminin Avrupa Birliği hukukuna açık biçimde aykırı hale geldiği savunuldu. Başvuruda Avrupa Birliği Antlaşması’nın 17. maddesi özellikle hatırlatıldı. Çünkü bu maddeye göre Avrupa Komisyonu, “Antlaşmaların Koruyucusu” sıfatıyla Birlik hukukunun uygulanmasını sağlamak zorunda. Ancak ihtarda, Türkiye’ye ilişkin yükümlülüklerde hukukun değil siyasetin öne geçtiği, Komisyon’un ise buna rağmen hareketsiz kaldığı öne sürüldü.
YÜKÜMLÜLÜK VAR KARAR ALMA YOK
Başvuruda, başlangıçta tam üyeliğe geçiş amacıyla kurulan sistemin bugün Türkiye açısından “Asimetrik ve hibrit” bir yapıya dönüştüğüne dikkat çekiliyor. Yani Türkiye yükümlülük taşıyor. Ama AB’nin karar mekanizmasında yok. Bu noktada, Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndaki YEDAŞ davasına dikkat çekiliyor. Başvuruda, Avrupa Komisyonu avukatlarının o davadaki savunmalarında, Türkiye’nin AB karar alma mekanizmalarında yer almadan Gümrük Birliği yükümlülüklerine tabi tutulduğunu fiilen kabul ettiği belirtiliyor. Daha da önemlisi. Türkiye’nin Gümrük Birliği kararlarından zarar görmesi halinde AB fonlarından yararlanamadığına işaret edildiği vurgulanıyor. Yani ortada yalnız siyasi değil, yapısal bir eşitsizlik iddiası var.
HUKUKİ DAYANAK: ERTA KARARI
Dosyanın en güçlü hukuki dayanağı ise Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın tarihi ERTA kararı... ERTA Decision (C-22/70) kararına göre Avrupa Birliği, ortak kurallar oluşturduğu alanlardaki uluslararası sonuçlardan doğrudan sorumlu tutulabiliyor. Avukat Sarıibrahimoğlu da tam bu noktadan hareket ediyor. Başvuruda, Türkiye’nin Gümrük Birliği nedeniyle uğradığı ekonomik ve ticari zararların tesadüfi olmadığı, doğrudan AB’nin normatif düzeninden kaynaklandığı savunuluyor. Bu iddia kabul görürse ne olur? İşte o zaman yalnızca siyasi tartışma değil, Avrupa Birliği kurumlarına karşı doğrudan tazminat davalarının önü açılabilir.
SCHENGEN VİZELERİ DE HEDEFTE
Başvurunun ikinci ayağı Schengen vize sistemine ilişkin. Türk vatandaşlarına uygulanan mevcut Schengen vize süreçlerinin de Ankara Anlaşması’na, Katma Protokol’e ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın “standstill” içtihatlarına aykırı olduğu savunuluyor. Başvuruda, Avrupa Parlamentosu ve çeşitli AB kurumlarının yıllardır gündeme getirdiği vize serbestisi sürecine rağmen Avrupa Komisyonu’nun etkili adım atmamasının da “hareketsizlik” kapsamında değerlendirilebileceği belirtiliyor. Yani dosyada yalnız ekonomik değil, milyonlarca Türk vatandaşını doğrudan ilgilendiren bireysel hak ihlalleri de gündeme taşınıyor.
TAZMİNAT DAVALARI YOLDA
Başvurunun belki de en kritik kısmı burada başlıyor. Sarıibrahimoğlu, yaklaşık 15 sanayi ve ticaret odasıyla görüşmeler yürütüldüğünü belirtiyor. Türk şirketlerinin uğradığı ekonomik zararlar nedeniyle Avrupa Birliği kurumlarına karşı tazminat süreçleri hazırlanıyor. Bu ne anlama geliyor?
Eğer süreç Avrupa Birliği Adalet Divanı’na taşınır ve AB’nin hukuki sorumluluğu tartışmaya açılırsa; Türk ihracatçılar, iş insanları, ticaret yapan şirketler, vize engeli nedeniyle zarar gördüğünü savunan vatandaşlar adına Avrupa Birliği’ne karşı tazminat davaları gündeme gelebilir. Bu nedenle dosya yalnız diplomatik değil. Aynı zamanda ekonomik sonuçları olabilecek tarihi bir hukuk hamlesi niteliği taşıyor.
ve ihtarın finalindeki cümle son derece net: “Eğer gerekli adımlar atılmazsa; Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde, iptal davaları ve tazminat davaları dahil tüm hukuki süreçler başlatılacak.”
VON DER LEYEN’E ‘GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA’ SUÇLAMASI
* Başvurunun en dikkat çekici bölümlerinden biri de Von der Leyen’in Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine sıcak bakmadığı yönündeki açıklamalarına ilişkin. Sarıibrahimoğlu, Avrupa Komisyonu Başkanı’nın “Antlaşmaların Koruyucusu” sıfatıyla “siyasi” değil “hukuki” sorumlulukla hareket etmek zorunda olduğunu savundu. İhtarda, Türkiye’ye ilişkin süreçlerde siyasi yaklaşımın hukuki yükümlülüklerin önüne geçirilmesinin Avrupa Birliği hukukunda; “Yetkinin amaç dışı kullanılması” (misuse of powers),“Kötü yönetim” (maladministration), ve “Hareketsizlik” (failure to act) tartışmalarını gündeme getirebileceği ifade edildi.
YEDAŞ DAVASI NEDEN ÖNEMLİ?
* Bugünkü hukuk savaşının altyapısını aslında YEDAŞ davası oluşturuyor. Çünkü o dava sayesinde bir Türk şirketi ilk kez Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda hak arama imkanına kavuşmuştu. Türk şirketlerinin, Gümrük Birliği nedeniyle uğradıkları zararlar için AB yargısına başvurabilmelerinin önü açılmıştı. Şimdi ise hedef doğrudan AB kurumları.
İlgili Haber:
Çiğdem TOKER
Oluşturulma Tarihi: Eylül 11, 2005
Türk şirketi Yedaş’ın Gümrük Birliği’nden zarar gördüğü gerekçesiyle AB aleyhine 4.5 milyon Euro tazminat talebiyle açtığı davanın duruşması Lüksemburg’da yapıldı. AB’nin avukatları, tarihi davanın Birlik Mahkemesi’ndeki duruşmasında ilk kez Türkiye’ye karşı AB’yi savundu.
RULMAN üretimi yapan Yedaş firmasının Gümrük Birliği uygulamalarından zarar gördüğü gerekçesiyle iki yıl önce Avrupa Birliği (AB) aleyhinde açtığı 4.5 milyon Euro tutarındaki tazminat davasının duruşması Lüksemburg’da yapıldı. Hürriyet’in de izlediği ve Türk sanayisi açısından ilk olma özelliği taşıyan bu duruşmada AB Komisyonu ile Konseyi’nin avukatları, üç ayrı AB ülkesinin hakimlerinden oluşan heyet karşısında Türk şirketine karşı AB’yi savundular.
YUNANLI BAŞKAN:
Yarım asra yaklaşan AB Türkiye ilişkilerinde de ilk kez bir Türk avukatı AB mahkemesinde Türkiye’nin haklarını savundu. AB nezdindeki ‘İlk derece mahkemesi’ niteliğindeki Lüksemburg’daki 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki davanın duruşması aralıksız 2 saat 10 dakika sürdü. Mahkemenin Yunanlı başkanı Mvillaras, Belçikalı üye F. Dehousse ve Slovak üye D. Svaby’den oluşan heyeti karşısında Türk şirketi YEDAŞ’ı avukat Selim Sarıibrahimoğlu ile şirketin Lüksemburg’daki avukatı Rhett Sinner savundu.
SON DAKİKADA İKİ ENGEL:
Duruşma günü haftalar önce belirlenmesine karşın mahkeme bir hafta kala duruşmanın saatini sabahtan öğleden sonraya aldı. Duruşmaya 24 saatten az bir süre kala yapılan ikinci değişiklik ise Türk tarafının moralini bozdu. Perşembe günkü duruşmadan bir gün önce mahkemeden gelen bir telefonla Yedaş’ın savunmasını Lüksemburg’lu avukat Sinner’in yapacağı bildirildi. Şifahen bildirilen bu karara Türk avukat Sarıibrahimoğlu itirazda bulunarak, başından beri dava nın yasal temsilcisi olduğunu ve bu konunun Avrupa Konseyince daha önce kayıt altına alındığını bildirdi.
SAYGILI OLUN:
Sarıibrahimoğlu dilekçesinde mahkemeyi Konsey kararına saygılı olmaya davet ederek, ‘Bu son dakika duyurusunun’ davacının konumunu sıkıntıya düşürdüğünü vurguladı. Türk avukatın bu itirazına duruşma saatine kadar resmi bir yanıt gelmedi. Duruşma başladığında mahkeme başkanı önce Yedaş’ın Lüksemburglu avukatına söz verdi. Ancak, daha sonra heyetin Belçikalı üyesi hakim Dehousse’nin bütün teknik soruları Sarıibrahimoğlu’na yöneltmesiyle bu engel fiilen aşılmış oldu.
TAZMİNAT DAYANAKSIZ:
AB’yi Konsey ve komisyon organları adına savunmak üzere temsil eden iki avukat, duruşmada Yedaş’ın tazminat başvurusunun üç nedenle dayanaksız olduğunu belirttiler. Avukatlar, talebe dayanak olan Avrupa Topluluğu-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin 1/95 No’lu kararı ile şirketin zararı arasında bağlantı bulunmadığını vurguladı. İddia edilen zararın komisyon ve konseyin edimlerinden kaynaklanmadığını belirten AB avukatları ayrıca bu talebin süre açısından da zaman aşımına uğradığını bildirdi. Hakim Dehousse Türk tarafına şirket zararının nasıl oluştuğunu sorarak, bunun bağlantılarıyla birlikte somut olarak açıklanmasını istedi.
ZARARLAR SÜRÜYOR:
Mahkemede savunma yapan Selim Sarıibrahimoğlu, AB avukatlarının zaman aşımı iddiasına karşılık, uğranan kayıpların anlık olmadığını vurgulayarak, ‘Gümrük Birliği nedeniyle artan rekabetle başa çıkmak için fiyatları sürekli düşürmek zorunda kalıyor. Bu da zaman aşımını engelleyen bir durumdur’ dedi. Perşembe günü yapılan bu duruşmanın ardından tazminat talebine ilişkin kararın çıkmasının biraz zaman alabileceği belirtiliyor.
70 milyon kişiye kapı açtık
LÜKSEMBURG’daki duruşmayı davayı açan Yedaş’ın Yönetim Kurulu Başkanı Batur Ersipahi, Yönetim Kurulu üyesi olan Demet Ersipahi’yle birlikte izledi. 68 yaşındaki Ersipahi, sonucu ne olursa olsun bu davanın aslında kazanılmış bir dava olduğunu söyledi. Türkiye’de Gümrük Birliği’nden zarar görmüş sayısız büyük şirkete birlikte davranma teklifinde bulunmalarına karşın ‘Biz kimiz ki, AB’ye dava açalım’ tepkisini aldığını söyleyen Ersipahi, ‘Bu dava artık AB kayıtlarına girdi. Biz bu davayla 70 milyona kapı açtık’ dedi.
Yedaş’ın zararı nasıl oluştu
YEDAŞ’ın avukatı Selim Sarıibrahimoğlu, savunmasını şu gerekçelere dayandırdı:
Gümrük konusunda en hayati kararların verildiği 133 No’lu komiteye Türkiye alınmadığı için AB’nin üçüncü ülkelerden aldığı indirim kararları Türk pazarını AB malları karşısında korumasız bıraktı.
Hükümetler, ek vergiler çıkararak KDV ve Kurumlar vergisi oranlarını artırdı.
AB direktiflerine uyum nedeniyle 340 dolar olan işçi maliyetleri 457 dolara çıktı. 1990-1995 arası 17 milyar dolar olan Türkiye ile AB arasındaki dış ticaret açığı 1995’den sonra 56 milyar dolara yükseldi.
1996’da 11.33 dolardan satılan rulman, Gümrük Birliği nedeniyle düşen koruma sonucu 6.85 dolara satılmak zorunda kaldı.
Siz Türkiye’nin avukatı değilsiniz
AB avukatları, Yedaş’ın iddialarının doğru olmadığını savunurken, ‘Eğer bir zararı olsaydı, Türkiye hükümeti kendisini korur, itiraz ederdi’ dedi. Selim Sarıibrahimoğlu bunun üzerine Türkiye hükümetinin bütün yükümlülüklerini yerine getirdiğini söyleyince mahkeme başkanı ‘Siz Türkiye’nin avukatı değilsiniz’ uyarısında bulundu. Sarıibrahimoğlu’nun uyarıya karşı verdiği şu yanıt, mahkeme heyetini güldürdü: ‘Ben Yedaş’ı savunuyorum. Ama Türkiye’yi savunanlar aslında davalı AB’nin avukatları. Çünkü, ‘Tedbir alabilirdi’ dedikleri Türkiye kadar sessiz kalan bir ortakları olsaydı ben de mutlu olurdum.’